Hayvanlarla,konuştuklarım

I. BÖLÜM

İnsanlar, kurdu öldürürler.
Aslanı vururlar.

Meşhur olurlar.
Tesadüfen kurt veya aslan birini parçalar, ismi canavar olur.

Avcı, hayvanları vurur.

Bu işi ya zevk veya bir lokma et için yapar.

Yavrularını yetim bırakır.

Yuvasını tarımar eder.

Farkında değildir.

Bu işleri bir tefahur için yapar.

Anlatır.

Yaptığı işlerin altında gizli kalmış “zulmü” bilmez...

“ALLAH zâlimleri sevmez” Âyet.

Sinek hiç kabahati olmadığı hâlde örümceğe gıda olur.
Sedef, içindeki inci tanesi için parçalanır.
Bülbülü kafeste inleten sesidir.
Samurun öldürülmesine sebep postudur.
Dalgıcı, mücevher bulmak hırsı, timsaha lokma eder.
Güller güler.

Bülbülün ömrü inilti ile geçer.
Hasta, ölüm döşeğinde iken doktor ücret ister.
Kuvvetlinin zayıfı telef etmesi kaidedir.
Yerde, Havada, Denizde bu savaş câridir...

 

Bu sözleri okuyanlar derler:
Bunların hepsi insanlar için halkedilmiştir.
Peki, insanlar ne için halkedilmiştir?
Buna cevap veremeyeceksiniz…
HAKK’ın emirlerini yapmak için değil mi...
Yaptığın emirler hangisi?..

Hiç…

O hâlde sözlerimiz doğrudur.
Her şeyi halkedilmiş kabul ediyorsun.

O hâlde halkedenin emirlerini bilmiyorsun?
Bilsen böyle söylemezsin.
Ben hayvan dilini çok iyi bilirim.
Bu kitapda onlarla konuştuklarımdan bir nebze var.
Hayvanları çok severim.
Niçin diye sormayın?
Onlarda insanlardaki kötülükler hiç olmazsa yok...

Burada: “hayvan dilini nereden öğrendin?” diye alaylı bir sual sorma!..
Söylersem.

Utanır kaçarsın...

Söylerler;

Süleyman peygamber bütün hayvanlarla konuşurmuş...
Yunus balığı söz anlıyor.

Köpek anlıyor.
At, fil, hatta vahşi hayvanlar söz anlıyor ve insanlarla ahbaplık ve arkadaşlık ediyorlar.
Her canlıda derece derece anlama, akıl neyse o vardır.

Onların akıl derecesine göre inmek ve onları anlamak mümkündür. Yollarını bilirler.

Biz bunlara sevk-i tabiî deriz.
Nedir bu?

Bilmediğimiz hakîki olan bir şeye verdiğimiz uydurma isim.
Bu, o işi perdelemektir.

Muhtelif hayvanların ses ve konuşma frekansları başka olduğundan o sesleri anlayamayız.

O frekansa inersek ne dediklerini anlarsınız.
Bu kitapçıkta yazılı olanları ciddi oku!

Hayvanlarla konuştuklarımızı anla!

Birgün sen benden daha ziyâde anlarsın onları...


II BÖLÜM

Kur’ân-ı Kerim’de: At, Aslan, Deve, Karga, Kırlangıç, Yılan, Karınca, Yunus balığı, Köpek, Fil, Arı, Örümcek birçok hayvanların isimleri geçmektedir. Bazıları methedilir.

Bazıları misal olarak gösterilir.

Bazıları da vak’a icabı isim hâlinde geçer.

“Kedi” Kur’ân-ı Kerim’de geçmez.

Hır            :Kedi,

Hıra          :Dişi kedi,

Hüreyre     :Küçük kedi
Fakat Kur’ânda geçenler hakkında bazı hadîsler söylenmiş fakat misal ve târif olarak...
Kedi hakkındaki hadîs meşhurdur.

Bir vak’a üzerine bu hadîs söylenmiştir.
Sahabeden bir zât daima Resûlü Ekrem’in yanında bulunur söze karışmaz, daima dinlermiş.

Munis, orta boylu, siyah saçlı, siyah gözlü, zayıf bünyeli fakir bir zât…
Ashab-ı sofa, ile yemek yer çok konuşmaz.

Gözleri yaşlıdır.

İyiliği sever.
Resûlü Ekrem de kendisine hoş nazarla bakar severmiş.

Ara sıra kendisiyle görüşürmüş ve bazı görüşmelerde tebessüm ederlermiş...

Küçük bir kulübe gibi evde otururmuş.
Sokakda kalmış kedileri götürür onları yedirir severmiş.

Resûlü Ekrem’in bundan haberi yokmuş...

Sahabeler birgün Resûlü Ekrem’e söylemişler:

“Pis kedileri toplayıp kulübesinde bakıyor!” demişler...
Resûlü Ekrem bir şey söylememiş...
Bir gün sokakda görmüş.

O zât bir kedi yavrusu bulmuş, Resûlü Ekrem’e sahabelerin söylediğini kendisi de bildiği için, Resûlü Ekrem kendisine:

“Hırkanın altında ne sakladın?” demiş.

Hırkayı açmış, küçük bir kedi yavrusu.

Peygamberimiz kediyi sevmiş okşamış ve o zâta:

“Eba Hüreyre, sen kedi babasısın!” demiş.

İsmi artık böyle kalmış...

 

Birgün bir sohbette:

“Hubbi’l- hırratı mine’l- iman : Kediyi sevmek imandandır” buyurmuş.
“Niçin ?”diye sormuşlar.

“Eba Hüreyre bilir!” demiş.

Başka birşey söylememişlerdir.

Eba Hureyre’ye Resûlü Ekrem birçok ledünnî sırlar söylemiş, ona söylediği sırlan Ebu Bekir. Ömer. Osman. Ali bile bilmezdi. Eba Hüreyre’den 5 hadîs rivâyet edilmiştir. Fazla değil
Kendisine, Resûlü Ekrem’in sana söylediklerini bize de söyle demişler. Söylersem kâfir oldu diye başın vurursunuz demişlerdir, Eba Hüreyre’nin bildiğini hiç kimse bilmez.
Resûlü Ekrem’in Eba Hureyre’ye ledünnî sırlardan söylemesi ne sebeptendir ve niçin Eba Hüreyre’yi seçmiştir?..
Bu da sır değildir amma ne faydası var.

Onun gibi olmadıktan sonra...

 

Merak etmek, birsey öğrenmek bazen insanı küfre götürür.

Tehlike ile karşılaşmış olan insan, cesaret hakkında sorulara cevap veremez.

Kedide: Büyük sır vardır.
Kedi  : Nankör değildir.
Kedi  : Hürriyetine çok düşkündür.
Kedi  : Kulaklarıyla da görür, radarı vardır.
Kedi  : Çok sabırlıdır.
Kedi  : Abdest edeceği zaman yeri kazar, yapar örter.
Niçin?

Sebep?

İnsan da dahil hiçbir hayvan yoktur böyle hareket eden.

KEDİYE SORDUM:

“Sana insanlar nankör diyorlar ne dersin?”

Kedi geldi ayaklarıma başını sürdü.

“Nankör olmadığımı bilirsin... Öyle bilsinler daha iyidir. Ne olur. Sırrımı kimseye söyleme!” dedi.
“Peki” dedim.

“Sana bir sual daha soracağım.”

“Buyur” dedi.
“Sen bazen sahibinin eline parmağını tırnağını batırırsın” dedim.
“Bende kabahat yok. Bunu bir bilseler tırnağımı eline batırdığım adam bile tövbe ederdi.”

Sordum:

“Benim bir siyah kedim vardı, böyle yaptığını hiç görmedim.”
“O adamını biliyordu efendim!” dedi...

“Peki!” dedim bir sual daha...
“Siz nereden düşerseniz hep ayaklarınız üzerine düşersiniz. Bu nedir?”
“Efendim o da bizim cesedî sırrımız amma ben de bilmiyorum” dedi.

“Siz sebebini bilirsiniz... Bunda büyük bir sır gizlidir diye dedelerimizden kalma bir sözdür bu!” dedi.

Tekrar elimi yaladı:

“Aman efendim sırrımı kimseye söyleme!” dedi.

Çekildi, sıçrayarak dama çıktı...

“Güneş var, damda uyumak çok güzel!” dedi.

Kedi, ayaklarının üzerine düşer.

Fizyolojik sebebini ilim bir türlü söyleyememiştir.

Mânevî sebebi çok büyüktür.

Söyleyemem.

Huzurun kaçar, keşke söylemeye idin diye sızlanırsın.

Yalnız size birsey söyleyeyim, kediye eziyet etmeyiniz!

Kedi öldürenin sonu harapdır.

Evlâtlarına bile intikal eder.
Kedilere iyilik eden onları besleyen insanlara gıbta ederim…

Kedi edeb ve sabır timsalidir.
Kediye HAKK’ın bir mahlûku olarak bakarsanız, onun nankör olmadığını anlar, çok şeyler öğrenirsiniz...

Kedi, aslan ve kaplan cinsinden bir hayvandır.

İnsanlarla birlikte yaşarlar...

Muhtelif cinsleri vardır.

Yabani kediler de vardır.
Kediler hürriyetlerine çok düşkün hayvanlardır.

Bu düşkünlük kedileri nankör olarak tanıtmıştır.

Halbuki nankör değildirler.

Evinden günlerce uzağa bıraksan, tekrar evlerine dönerler.

Bu hâl nankör olmadıklarını ifade eder.

Eski Roma imparatorlarının heykelleri dibinde kedi vardır.

Bu hürlük timsalidir.

Resûlü Ekrem:

“Kedi kimi severse o imanlıdır!” buyurmuştur.

Hakiki cins kedi öleceğine yakın sahibinin evini terkeder.

Ölüsünü sahibine göstermez.

Burada “hakiki cins kedi” bu ne demektir?
Bunu hâllet.

 

Kedide “radar teşkilâtı” olduğu bu son senelerde keşfedilmiştir.

Son müşahadelere göre kedide radar, teşkilâtı vardır.

Göz sinirlerinde işitme lifleri de vardır.

Geniş bir sahadaki sesleri işittiği gibi aynı zamanda da görür.

Göz bebekleri bu işitme olayını ayarlar.

Hem kulaklarıyla da hem gözüyle de ses alır ve her ikisiyle de görür. Kavga eden kediler başka tarafa baktıkları hâlde, yek diğerini arkalan dönük olduğu hâlde görürler.

Zıya ve ses komputerleri ile yani elektronik dalgaları alır ve tesbit ederler. Diğer hayvanların kulak sinirlerinde görme sinirleri yoktur.

Kedilerin göz sinirlerinde de işitme sinirleri bulunmuştur.
Bu bakımdan, kedi müstesna bir hayvan olarak bunda sebebi hikmet nedir.

Bu hususda Almanca bir büyük kitap neşredilmiştir.

1975 de Können Katzen mit den Augen hören?

Onda uzun tafsilat vardır.

Kedi soğukta çok üşür.

Bir de diğer hayvanlarda olmayan bir yaratılış ve terbiye hassası vardır. Defi hacet edeceği zaman toprağı eşeler, yapar ve tekrar kapatır.

Bunu da düşünmek lâzımdır.
Toprağı gelip koklar, örter, sıçrar, bir iki adım sonra döner arkasına bakar ve gider.

Ben sebebini söylemiyorum bu hareketin.

Utanırsınız.

“Kimseyi utandıracak hâllerde, sözlerde bulunmayın” hadîsi vardır.

 

Hakiki kedi de yemek seçmez.

Fakat eti sever.

Kedide büyük sabır vardır.

Hz. Rıfaî: “Ben hakikate ermek için çok kapılara baş vurdum.

Nihâyet bir kedinin bir delik önünde iki gün beklediğini gördüm.

Nihâyet avını yakaladı. Ben de sabırla hiç’lik kapısında bekledim ve hakîkata erdim!” buyurur.

Kedinin hürriyetine dokunduğunuz zaman isyan eder ve pençesini hemen saplar.

Benim birçok kedilerim vardı zamanıyla.

Onlarda birçok hâller gördüm.

Târif edemem.

Bana da birçok şeyler öğretmiş oldular.

Aklıma geldikçe onları hatırlar hatta gözlerim bile dolar.

Günlerce, ölen kedilerim için ağladığım çoktur.

İçlerinde hürriyetini bile feda edip sakin olanlar da vardı.

Kedide biraz hırsızlık vardır.

Ama hiç hırsız olmayan da vardır.

Aç durur, çalmaz.

Bir arap kedim vardı.

Hastalandı.

Boynuma sarıldı yaladı, gözleri yaşardı.

Birdenbire fırladı gitti.

Siyah kedi gördükçe arap hatırıma gelir.

Gözlerim dolu dolu olur.

Kediye eziyet etmeyiniz!

Onu kollayınız, seviniz!

O da sizi muhakkak sevecektir.

Kedi kimi severse iman ondadır.

“Hubbü’l- hırratı mine’l- iman.”

Kedi öldürmek doğru değildir.

Öldürene dünyada iken HAKK bir belâ verir.

Bütün ömrünce çeker bunu.
Kendi sahibinin parmaklarına tırnaklarını batırırsa bunda bir hikmet olduğunu unutmayınız!
Kedi daima dört ayağı üzerine düşer.

Bu büyük bir şeyi ifade eder...


EŞEĞE SORDUM:
“Sen yalnız saman, arpa, hep ot mu yersin?...”

“Evet” dedi.

“Diğer binlerce çeşit yiyecek var niçin yemiyorsun?...”
“Bana şimdiye kadar böyle sual soran olmadı. Madem ki sordun söyleyim.
Eşekliğimi muhafaza ve devam ettirmek için... Çünki bu devirde yaşamak için başka çâre yok...”

“Sana birşey söyleyeceğim” dedi.
“Ben gece anırırsam ALLAH’a sığının. Çünkü şeytanı gördüğümde anırırım...”
“Ben onu biliyorum” dedim.

“Resûlü Ekrem bir hadîsinde buyurmuştur. Peki gündüz niçin anırırsınız?”
“Onda bir sır vardır ama söylemem. Yalnız şu kadarını söyleyebilirim o da eşeklik icabıdır.”
Bir aralık eşek, boynumdaki mavi boncuğu gördü sırıttı...

Hemen:

“Niçin takıyorum bilir misin?” dedim.
“Nasıl bilmem efendim!” dedi.

“Eskiden bize nazar almayalım diye takarlardı. İnanmış insanlar...

 

Şimdikiler bizi anlayamıyorlar. Boncuğu nereden anlayacaklar” dedi. “Şimdi boncuk takan da yok.

Zâten şimdi bugünkü asırda bize o kadar iş de kalmadı.

Herşey makina ile yapılıyor.

Yalnız bir korkum var.

Bir pastırmacının eline düşmek...

HAKK korusun bizi, dedi.

Ama sizdeki boncuğu çok sevdim.

Hem de çok faydalıdır bugün...

Bu devirde tepinen katırlar çok.

Boynundaki boncuk malûm...”

 

KATIRIN babası da biziz bilirsin...

Boncuğu görürler de hürmeten tepmezler.
Erkek eşek + dişi at = Katır Katırın zürriyeti olmaz.
Sebep: At cinsi dejenere olmasın.

Eşeğin eşekliğine zarar gelmesin diye...

Eşek ata atlar amma, at eşeğe atlamaz.

Bu, yaratılışın ilâhi bir hikmetidir.
Kur’anın 18 yerinde atdan bahsedilir.
Mi’racdaki Burak da at şeklindedir.

Kur’ân-ı Kerim’de eşekden lâf yoktur.
(Bu eşek satılıktır. Satılmadı. Eşek mükemmel, bir kusuru yok, fakat eşekden anlayan yok burada.)

KATIR’ın tabiatı ne eşeğe, ne de ata benzer.

Katır, eşekden de atdan da kuvvetlidir, sabırlıdır, ikisinde olmayan bir hâl vardır.

Katır, üstünde insan varken ne işer, ne büyük abdest eder.
Eşek ve at öyle değildir.

Katırın dişi ve erkeğinde cinsi his yoktur.
KATIR’a sormuşlar:

“Sen kimsin?”

“Anam atdır” demiş.
Edebini bozmamak için:

“Babam eşektir” dememiştir.

Katırın bu hâlinden insanların ibret alması lâzımdır.

HOROZ’u gördüm.
Çağırdım geldi.

Başını bir tarafa çevirerek bana baktı.
“Bana sual sorma” dedi.

Biliyorsun. Kanatlarını çırptı.

Uzun uzun öttü...

Ben gündüz Ötmem amma...

“Dayanamadım, senin için öttüm efendim” dedi.
Tekrar sordum:

“Sen hayvanların en cömertisin, bulduğun taneleri yemez, tavuklarına vermek için onları çağırırsın...”

“Bildiğin şeyi bana ne soruyorsun?” dedi.

“Belki merak eden olur tekrarlayayım da onlar da bilsinler...
Rızkın ne kadar bol geldiğini her sabah görürüm.

HAKK’ın “El GANΔ olmasından, bu kadar rızık vermesinden utanıyorum da boğazımdan geçmiyor. Dağıtıyorum” dedi.

Kulağıma horoz lisanından bir sır söyledi.
Niçin uçamadıklarını ve insanlarla beraber bulunduklarını ve toprağa basarak uyumadıklarını anlattı.

Bazen tek ayak üzerine niçin durduklarını söyledi.
“Bizden bir horoz öttü mü duyan diğer horoz da öter.

Bu bir nevi selâmdır.

Tesbihdir, ama sabah vakti ha...

Gündüz ötmeler başkadır...
Seni çok sevdim” dedi.

“Sana bir defa daha öteceğim” tekrar dedi.
Ötdü, yıkılıverdi.

Hemen ellerime aldım.

Gözlerini kırparak ayıldı.
“Bir şey yok. Üzülme!” dedi.

Ayrıldık memnun olarak.

Horozu şeytan temessül edemez.
Horoza taş atmayınız.

Horozu temiz gıdalarla besleyiniz.

Horoza sövmeyiniz.
Horoz Ötmeyen yerlerde oturmayınız.
Horoz kurban olur amma horoza bıçak vurmayınız.
Bir yerde ölmüş horoz görürseniz, üzerine bir avuç abdestli iken, su döküp toprağa gömünüz.
Horoz sabahları öttüğü zaman dua ederek HAKK’dan isteyiniz.

Horoz melâikeleri görür öter.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !